26 Nis 2011

Röportaj: Hikmet Temel Akarsu

Yazar: Mustafa Yıldırım | Kategori: Yazarlar Hakkında |

1960, Gümüşhane doğumlu romancı, öykücü, hiciv ve oyun yazarı Hikmet Temel Akarsu’ya merak ettiğimiz soruları yönelttik. Özellikle yazdığı Özgürlerin Kaderi hakkında yoğunlaştırdığımız sorularımızı geniş bir şekilde cevapladı. Özgürlerin Kaderi hakkında merak edilenlerler, bizim yazar hakkında merak ettiklerimiz ve kitabın seri halinde devam edip etmeyeceğine dair açıklamaların da bulunduğu röportajı beğeninize sunuyoruz.

Soru: Özgürlerin Kaderi başlığı altına Türk tarihiyle ilgili bir çok olay sıralanabilir. Siz Malazgirt Savaşı’nı seçmeye nasıl karar verdiniz?

Yanıt: Bu konuda yazarlara özgü havalı beyanatlar vermek yerine, içimde kalmış bu hikâyeyi tüm dürüstlüğümle anlatayım. Aslında edebiyatın marjinal kulvarlarına; avangard roman, rock edebiyatı ve ülkemizde underground olarak adlandırılan yazınsal türe çok emek vermiş biriydim. Yaklaşık 11 romanım, birkaç da öykü kitabım vardı. Ama çok zor bir dönem geçiriyordum. O sırada Kültür Bakanlığı, Malazgirt ve Sultan Alparslan konulu bir senaryo yarışması açtı. Birincilik ödülü 50 Milyar liraydı. İkincilik 30, üçüncülük 20… Bir de mansiyonlar vardı. 50.000 lira benim sorunlarımı çözer deyip hayatımdan sekiz ay verdim ve derin bir araştırma sonucunda kendimce müthiş olduğuna inandığım Özgürlerin Kaderi adlı bir senaryo yazdım. Yarışmayı kazanacağımdan neredeyse emindim. Sonuçlar açıklandığında şoke oldum. Çünkü yüzlerce eserin katıldığı yarışmada birincilik, ikincilik ve üçüncülüğe layık eser bulunamamıştı. Bu olaya o kadar üzüldüm, o kadar içerledim ki oturup hayatımdan bir yıl daha verip Özgürlerin Kaderi’ni yazdım. Yemin ettim. Öyle bir eser yazacağım ki; bu eser tarihe kalacak ve bunu yapanlar hep yaptıklarıyla hatırlanacaklar. İşte böylece Özgürlerin Kaderi çıktı ortaya. Ama talihsizlikler orada da bitmedi. Kitap yeni kurulan bir yayınevinden çıkmıştı. Kitabı çıkaran arkadaş ortağıyla bozuştu ve yayınevi ikinci bir kitabı basamadan kapandı. Bizim kitap da toptancılara gitti. Şimdi arayan çok. Ama piyasada bulunamıyor. Bazı yazarların talihi işte böyle berbat olur. Ben onlardan biriyim.

Roman tarihi gerçeklere de dayansa bir çok fantastik edebiyat öğesi taşıyor. Siz de böyle düşünüyor musunuz?

Yanıt: Aslında ben Özgürlerin Kaderi’nde fantastik öğelere fazla girmedim. Tarihsel bir kurgu yaparak gerçeklik duygusunu yükseltmek; tarihimizin bir dönemine yüce duygularla dolu bir bakış atmak; dünya durdukça hatırlanacak bir eser yazmak istedim. Kısacası Batı’daki şövalye romanlarına benzer bir türü denedim. Kral Arthur Efsaneleri, Robin Hood, Ivan Hoe gibi eserler tür olarak daha yakındır benim kitabıma. Batıda şövalye romanı olarak adlandırılan bu türe dilimizde bir karşılık bile buldum. “Bahadırlık Romanları” diyorum ben buna. O yüzden fazla uçmadım. Kitabımda olaylar hep gerçekçilik esasına dayanır. Fantastik edebiyatta rastlanan büyüler, ejderhalar, cinler, periler bu kitapta yoktur. Bu bilinçli olarak böyle yapılmıştır. Kitap ülkemize dair bir “kuruluş kültü” olarak hep anımsansın istedim ve tarihi gerçeklere olabildiğince bağlı kalmaya çalıştım.

Hiç baştan bir dünya yaratıp fantastik bir roman yazmayı düşündünüz mü?

Yanıt: Aslında fantastik romanlarım vardır. Bunlar Ölümsüz Antikite serisinde topladığım romanlardır. Ama bildik fanteziye benzemez. Biraz mitolojik, biraz cyberpunktur. İlk cildi   anarko-feminist/fantezi karışımıdır. Adı Aseksüel Koloni ya da Antiope’dir. İkinci kitap siber savaşları mitolojik bir alegori ile anlatır. Adı Siber Tragedya ya da İphigeneia, üçüncü cilt de Casus Belli ya da Helena. Bunlar Telos’tan çıktı. Ama satışları çok kötü gitti. O yüzden devam ciltlerine şimdilik ara verdim. Fakat bir ara sizin bahsettiğiniz türden kemiksiz, uçmuş  bir fantezi serisi yazmak gibi bir planım var. İlk fırsatta.

Kitabın özellikle savaş esnasında geçen bölümlerinde, uygulanan stratejilere yer verilmiş. Bunların tamamı araştırmalarınız sonucunda ortaya çıkan bulgular mı?  Yani sizin ayrıca kurguladığınız olaylar da var mı?

Yanıt: Türklerin tarihini bilenler; Türklerin savaş tekniklerini de bilirler. Aslında bu konuda sayısız kaynak vardır. Türkler genelde bozkır savaşçıları oldukları için; birlikler daha ziyade at üstünde ok atabilen hafif süvarilerden oluşur. Ordu çevik ve hızlıdır. Bir günde bir ülkeden geri çekilebilir. Bir günde bir ülkeyi istila edebilir. Savaşlarda konfederasyon mantığıyla bir araya toplanan gönüllü obalar bir de Sultan’ın ana ordusu vardır. Gönüllü savaşanlar çoğunlukta olduğu için çok istekli çarpışırlar. Çok süratli intikal ederler. Düşmana hilâl şeklinde saldırır ve yenilmiş gibi yapıp kaçmaya başlarlar. Düşman takibe geçtiğinde kaçanlar ansızın geri döner, kanatlar sarma yapar ve düşmanı kuşatır, boğarlar. Klasik stratejimizin bu olduğunu herkes bilir. Bu stratejinin Malazgirt’te de uygulandığı tarihsel bilgilerimizle varittir. Ben bunu aynen yazdım. Ama karakterler ve olay örüntüsünde ilginç atraksiyonlar yaparak, dramatik unsur ve aşk hikâyesi yerleştirerek hikâyeyi okunur kıldım. Duygusal mesajlar, çetrefil entrikalar ve yeni bir felsefe, yeni bir tarih algısı sundum.

Finalde açık bir kapı bırakılmış gibi görünüyor. Özgürlerin Kaderi devam edecek mi?

Yanıt: Ediyor bile. İkinci cilt Konstantinopol Kapılarında’yı yazıyorum şu anda. Türk Ortaçağ’ını anlatıyor. İznik’in alınışı, başkent yapılışı ve Anadolu ilk defa devlet oluşumuzu anlatıyorum. Aynı karakterler yola devam ediyor. İşin hoş yanı; Özgürlerin Kaderi’ni basan yayıncı dostumla tekrar bir araya geldik. Yeni bir yayınevi kurdu. Şimdi benim kitaplarımı da basacak. Özgürlerin Kaderi’nin uğradığı şanssızlıklar onu da üzüyor. Bu Bahadırlık Romanları konusunda çok planlarımız var. Kader bizi bir kez daha bir araya getirdiyse; sanırım boşuna değil.

Son olarak, okuyucularınıza ve bizim okurlarımıza söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Yanıt: Aslında benim okurlarıma söyleyecek hiçbir şeyim yok. Çünkü onlar çok sağlam, “hard-core” bir tayfadır ve beni çok ciddi takip ederler. En ufak bir düzeysizlik yapmayacağımı ve en iyiyi vermek için kendimi paralayacağımı bilirler. En ufak hatamda da bana çok ağır konuşurlar. Anlayacağınız her biri birer demir leblebi olan çok zorlu okurlarım vardır. Hiçbiri kül yutmaz. Düzeysizliğe tahammül edemez. Beni suskunlukla takip ederler. Tek kusurları çok nadir bulunan bir tür olmalarıdır. Avalon okurlarına ise ne desem bilemiyorum. Sadece piyasacı tezgahlara değil; beğenisine güvendikleri arkadaşlarının önerilerine göre kitap seçsinler derim. Çünkü piyasada ecinni çok. Postmodern çağ, pazarlama çağı. Edebiyata da bulaştı bu ve çok can sıkıcı oldu. Göklere çıkarılan kitapların hiçbir şey olduğuna tanık ola ola soyulmak çok can sıkıcı oluyor.

Vaktinizi ayırıp sorularımızı cevapladığınız için çok teşekkür ederiz…

Tags: , , , ,

Yorum Yapın